24 Kasım 2013 Pazar

ESKİ KİTAPLAR

    Cumartesi en sevdiğim işlerden biri olan sahafları dolaşmak için Kadıköy'e gittim. Bizim buradan treni kaldırdıkları için, bırakın dolaşmayı iş icabı bile her zaman gidebilmek mümkün değil. Hazır söz açılmışken, yenisini yapacağız diye 2 senedir treni kaldıran  ve hâlâ doğru dürüst bir çalışma içine girmemiş tüm yetkilileri saygıyla selamlıyorum (onlar hisseder) Ve inşallah yine hepsini acil olarak rahmetle anmayı diliyorum.

     Tren olmayınca E-5 üzerinden gitmek zorundasınız. Artık günün hangi saati giderseniz gidin yol hep sıkışık, kapalı. Normalde 20 dakikalık mesafe 1,5-2 saatlere çıkıyor. Gelirken aldığım kitaplara dalıyorum da yol çabuk geçiyor. Yine bir sürü kitap aldım. Kış için gerekli yedeklemeleri yapıyorum. Yeni çıkan kitaplarla pek ilgilenmem. Eski kitapları daha çok severim. Bulduklarımın arasında aşağıda fotolarını yayınlayacaklarım ise tam antika. 1939 Tan matbasının bastığı kitaplar epey değişikler. Fotolarda büyük çıktıklarına bakmayın, ebatları cep kitabı biçiminde. Bir ara bunların tamamını pdf yaparak e-kitap haline çevirmeyi planlıyorum. Kitapları 1 liraya aldım. Aldığım sahaflar Nadir Kitap'ta satış yapıyorlar.Nadir Kitap iyidir hoştur ama bu kitabı 11 liraya sattı. Bir de kargo bedeli eklenince fahiş fiyata geliyor. Yani arada sahaf dolaşmak lâzım. Aldığım diğer kitapları da sonra yayınlarım.

Eller yukarı'da, kovboylar kralı Tom'un aradığı çiftliğin isminin de Turan I oluşu çevirenin hoşluğu sanırım:=))














     

19 Kasım 2013 Salı

İŞYERİ GÜZELLERİ

   Envanter denen lanet şey, sonunda bitti. Neredeyse 1 aydır hazırlık yaptık. 7 milyon küsur kalem malzemeyi 4 saatte sayıp beyan ettik. Muhasebenin işini kolaylaştırıyoruz, biz işin angaryasındayız.

    Uzun zaman sonra işyeri bahçesine inip bizim çocuklarla oynadım.Bu ara onları ihmal etmiştim ancak hiç küsmüyorlar. Merak eden arkadaşlarım vardı devamlı bahsediyordum bari fotolarıyla tanıtayım kendilerini hazır boş zaman bulmuşken.

Bu Cindy; işyerinin ilk köpeği, kiraladığımız binanın eski kiracısından kalma, yani işyerinin en kıdemlisi, dolayısıyla diğerlerini sevdiğimde acaip kıskanıyor ve küsüyor. Beni yalnız yakalarsa kendini sevdirir yoksa yanaşmaz.Çok gururlu, başına buyruk. Gece olunca bekçilerin dayanağı. Gece çıt duysa ilk fırlayan o oluyormuş.
 

Bu Nina ;
İşyerine şoförlerden biri getirdi, kaza geçirmişti. İyileşti, 3-4 ay sonrasında sahibi bizi buldu. O sahibini buldu sevindi, sevindik. 3 gün sonra geri getirdi. "3 gündür durmadan ağlıyor , ne yapacağımı şaşırdım" dedi. Sahibinin bağladığı yer 5 metrekare yer, işyerinin bahçesi 2000 metrekare, üstelik bağlanma yok. Her gelen seviyor, yemekten inen bir parça yiyecek muhakkak veriyor, bir sürü arkadaşı var, ben onun yerinde olsam ben de ağlardım.Tekrar aldık arkadaşlarının yanına, kendisi biraz obur ve numaracı. Arkadaşlarıyla koşarken dört ayak yere basar, kendini sevdirmeye gelirken ezilen ayağını topallayarak gelir. Gündüz akşama kadar oynar gece horul horul uyur. Bekçilikle alâkası yok.





Bu Vardiya amiri;
Aşağıdaki fabrikaların birinin köpeğiymiş. Nina ile oyun oynamaya gelirdi ancak saat 18.00 de, karşı kaldırımda bekler servisler gittikten sonra bahçeye girermiş. Gece sabaha kadar bizim fabrikada kalır sabah servisler gelmeden yerine gidermiş. Bu yüzden, işçiler, ona vardiya amiri ismini taktılar. Geçen sene caddede bir kamyonun altında kalmış, belinde hasar vardı, kortizon ile biraz düzelttik, şimdi durumu iyi, yalnız yürürken arka tarafı, virajda savrulan tır dorsesi gibi oynuyor:=))Kazadan sonra nekahat devresini bizim bahçede geçirdiği için aşağıdaki fabrikadan istifa etti, bizim daimi kadroya geçti:=)) Fotoğraf makinasını görünce kafasını başka yere çeviriyor, bir düzgün poz vermez.. Çok munis, ağırbaşlı bir erkek.Kafasını okşarken elimi bırakırsam patisiyle bileğimden çekerek kafasına çekmeye çalışıyor.




Bu Çiko;
Daha önce hikayesini blogda yazmıştım. Arka ayaklarındaki platinler kaynadı. Artık beni görünce arka ayaklarının üzerine kalkıp kucağıma atlıyabiliyor.Ön ayaklarını belime dolayıp kafasını göbeğime dayayarak bana bir sarılması var neredeyse ağlayacağım. Yaşlandıkça duygusala bağlıyoruz, artık Türk filmlerinde ağlama zamanımız gelmiş. Şimdi o da bütün tasmalarından kurtuldu, çeteye katıldı. Sokak köpeği olmasına rağmen inanılmaz bir koruma güdüsü var. Gece fabrikanın etrafında tur atmaktan yorulmuyor diyor bekçiler.




Bu Cazgır;

1 aylıkken sokakta başıboş buldum.Çok oyuncu çok iri bir köpek olacakken 8'inci ayında ansızın aramızdan ayrıldı. Bütün aşıları yapılmıştı, hastalanması için bile sebep yoktu. Bizi çok üzdü. Tek tesellim 8 ay mutlu yaşadı, Nina'yı annesi sandı onunla oynadı, mutluydu.



Bu Mümtaz;

Yan fabrikanın bekçisinin kadrolu kedisi iken, fabrika iflas etti, kapandı. İşçiler, bekçi ve Mümtaz işssiz  kaldı, herkes evine gitti, Kedi bana iltica etti. Daha ilk günden ofisimde mesaiye başladı.(Bkz. 1. foto) İşçiler erkek sanmışlar ismini Mümtaz koymuşlar. Mümtaz 3 yavru birden yapınca ismi Mümtaziye olarak değişecekti ancak ağız alışkanlığı eski ismine aynen devam.3 yavruyu büyüttü baktık arkasına 4 tane daha ekledi. yavrular çoğalınca Mümtaz'ı kısırlaştırdık. Büyüyen yavrulardan 2 sini kedi sever bir arkadaşımıza verdik diğerini ben evin arka bahçesine getirdim. Evde Bızdık (bkz. avatar resmim) biraz şikayetlendi , arka bahçesinde bir kedi olmasından ama fazla bir araya getirmiyoruz.Diğer 4 yavru şimdilik bizde, bizden iyi bakacak olana verebiliriz. Bir gün bir aracın altında kalacaklar diye ödüm kopuyor. Biraz büyüyüp kendilerini kurtarsalar rahatlayacağım.





Bahçede bir havuzumuz ve onun içindeki balıklarımız var. Öğlen ekmek artıklarını yiyen güvercinlerimiz var. Darıca hayvanat bahçesine yakınız, oraya gelmişken bize de uğrayın, çayımızı kahvemizi içer çocukları seversiniz:=))












7 Ekim 2013 Pazartesi

KAMYON ARKASI

Kamyon arkası yazılar yasaklandı bildiğim kadarıyla, bundan sonra kamyon arkası fotoya geçeceğiz sanırım. Aşağıda ki fotoyu işyerinin orada çektim. Diğer foto ise internetteydi. Değişik bir çalışma:=))



16 Eylül 2013 Pazartesi

TÜRKİYE'DE HAYVANSEVER OLMAK



• BİR HAYVANA YEMEK VERİRKEN GELEN GEÇENLERİN UZAYLI GÖRMÜŞ GİBİ SANA BAKMASI DEMEK ...
• BİR AVUÇ MAMA VERİRKEN BURADA VERME ALIŞIR , KİRLENİR CÜMLELERİNİ EZBERLEMEK , HER YERDEN KOVULMAK DEMEK ...
• SU VERDİĞİN KAPLARI NEREYE SAKLAYACAĞINI BİLEMEMEK AMA HER DEFASINDA YAKALANMAK DEMEK ...
• MAMA VERDİĞİN HAYVANIN DEĞERSİZ GÖRÜLMESİ DOLAYISIYLA SENİN DE DEĞERSİZ GÖRÜLMEN DEMEK ...
• SUÇ İŞLER GİBİ GİZLİ GİZLİ MAMA VERMENİN TÜM MAHARETLİ YOLLARINI ÖĞRENMEK DEMEK ...
• MAMA YEDİRİRKEN BİRİSİ GELİP ORTALIK MALIYMIŞSIN GİBİ LAF SOKACAK , BOŞ MUHABBET EDECEK DİYE BİR AN ÖNCE HAYVANIN MAMASINI BİTİRMESİNİ DİLEMEK DEMEK , AMA TEKMELENMESİN DİYE DE AYRILAMAMAK DEMEK ...
• MAMA YEDİRİRKEN KLASIK OLARAK EVLİ MİSİN , ÇOCUĞUN VAR MI SORULARIYLA KARŞILAŞIP ÖYLE OLMASA BİLE EVLİYİM , ÇOCUĞUM VAR BEN DE NORMAL BİR İNSANIM , DİYEREK HAYVAN BESLEMENİN BUNALIMLI , DELİ KADIN İŞİ GİBİ ALGILANMAYIP , HADİ SİZ DE BESLEYİN MESAJINI ÇAKTIRMADAN VERMEYE ÇALIŞMAK DEMEK ...
• HAYVANLARDAN BAHSEDERKEN İNSANLARIN TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜNÜ FARKEDİP , ÇABUCAK TÜM MESAJLARI VERMEYE ÇALIŞMAK DEMEK
• HAYVANSEVERLERİN PİS OLMADIĞINI İSPATLAMAYA ÇALIŞMAK DEMEK
• GECE UYURKEN ACABA ŞU AN HANGİ HAYVAN AÇ,HANGİSİ TUTSAK,HANGİSİNİN DERİSİ YÜZÜLÜYOR,İŞKENCE YAPILIYOR DİYE DÜŞÜNÜP YÜREĞİNİN SIKIŞMASI VE TEKRAR UYUYUMAMAK DEMEK ...
• DOĞA ÜSTÜ GÜÇLERE SAHİP OLMAYI HAYVANLAR İÇİN HEP UMUTSUZCA HAYAL ETMEK DEMEK ...
• BİR KAŞIK SUDA BOĞACAĞIN İNSANLARA HAYVANLARIN HATIRINA KATLANMAK DEMEK ...
• SOKAKTA YEMEK VERİRKEN EN İYİ İHTİMALLE YANINA BİRİNİN YAKLAŞIP AY ÇOK SEVABA GİRİYORSUN DEYİP AMA BİR TÜRLÜ KENDİSİNİN SEVABA GİRDİĞİNİ GÖREMEMEK DEMEK ...
• KUAFÖRE SAÇ BİLE KESTİRMEYİP BUNUNLA 2 KİLO MAMA ALIRIM DİYEREK UFAK HESAPLARLA YAŞAMAK DEMEK ...
• UMUTSUZLUĞU VE UMUDU HEP BİR ARADA YAŞAMAK DEMEK ... • MAHALLEDE,İŞ YERİNDE MİMLENMEK DEMEK ...
• KENDİNİN BİLE YANMASI PAHASINA İNŞALLAH CEHENNEM VARDIR DEMEK ...
• BİR HAYVANSEVER GÖRÜNCE 1960 LARDA ALMANYADA HEMŞERİNİ GÖRMÜŞ GİBİ SEVİNMEK DEMEK ...
• KENDİN İÇİN HİÇ BİRŞEY İSTEMEYİP , HEP ONLARI DÜŞÜNMEK , LOTO HAYALLERİ KURMAK DEMEK ...
• KISACA TÜRKİYE'DE HAYVANSEVER OLMAK , İP ÜZERİNDE YÜRÜMEKTİR ...!
BÜYÜK HARF BELKİ İŞE YARAR DA , TÜM GRUP ARKADAŞLARIM OKUR UMARIM ...
VE RİCA EDİYORUM , LÜTFEN BİR DİLİM EKMEĞİNİZİ , BİR KAP SUYUNUZU ESİRGEMEYİNİZ ...!
BİR DENEYİN ...! ÇOK HUZUR VERİCİ ...
DOĞANIN DÖNGÜSÜNDE , HEPİMİZ BİRBİRİMİZE MUHTACIZ ... DİLSİZ VE MUHTAÇLARA ELİNİZİ UZATIN LÜTFEN ...!
Kaynağını bulamadım - alıntıdır.

4 Eylül 2013 Çarşamba

NE DENİR?

   Bulgaristan'da bir Avusturya'lı amca ile tanıştım. Sohbet esnasında Bulgar'ların Türk'leri niye sevmediği konusu açılınca ilginç bir tespitte bulundu. Daha çok, Kapıkule , Almanya arası yolun olduğu bölgede yaşayan Bulgar'ların, Türk'leri sevmediğini söyledi. Bulgarlar kendi yaşadıkları yerleri temiz tutarlar, o yoldan giden Almancı tabir edilen Türkler, yol güzergahına pet şişeden, çocuk bezine kadar birçok şey attığı için onlara gıcık olurlar dedi. Dikkat ettim adamın dedikleri doğru, Varna, Burgas taraflarının yolları çok temiz, kapıkule bağlantılı yol kenarları aynı İstanbul TEM kenarı gibi.Pislikten geçilmiyor.

   Konar göçer toplumlar, göçerlerken artıklarını kondukları yere bırakırlarmış. Ancak bu atıklar doğal olduğu için ya hayvanlara yemek olur ya da doğa tarafından yok edilirmiş. Şimdi ise, atalarının miras bıraktığı genler sayesinde, her yere bir şeyler bırakılıyor.Her yer poşet her yer çöp dağları. (Bak bu da iyi slogan olur) Asos'a giderken yol kenarında muhteşem güzellikte yerler var. Çam ağaçlarının 20 metre ilerisi deniz. Ancak gelen arkadaşlar yediklerini, içtiklerini, sıçtıklarını poşete koymuşlar, ağaçların dipleri çöp deryası. Bu insan müsveddeleri bir hafta sonra yine buraya geliyorlar, bakıyorlar her yer çöp, pislik, temiz yer bulmaya gidiyorlar oranın da içine sıçmak için.


 
   Bir zeytinliğin kenarından giderken yukarıdaki manzaraya rastladım.Buraya moloz dökenler, az önce bahsettiğim çöp insanlardan daha molozlar. Öbürleri belediye sınırları dışında çöplerini bıırakıyorlar, bu sıfatsızlar belediyenin çöplüğüne veya moloz dökme alanı olan, yerine bile pisliklerini götürmeyip zeytinlik kenarlarına bırakıyorlar. Yazıyı yazan adam çok kibarmış, benim oraya yazacağım kelimeler internet kapattırır.
  Sahi buraya moloz dökene ne denir?


    

BAYKUŞ ISRAR ETTİ


22 Ağustos 2013 Perşembe

Eğer isterse bir insan size sesiyle de sarılabilir veya uzanıp kendi yanaklarımdam öpüyorum.



Turgut Uyar ve İlhan Berk, ışıklar içinde uyusunlar.






Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız









Beni beklemişler kardeşçiğim
Beni bu ağaçlar, nehirler, gökyüzü
Geleyim anlatayım diye bir gün kendilerini
Bir kere girdikten sonra şiirlerime
Bilmişler bir daha ölmeyeceklerini

19 Ağustos 2013 Pazartesi

ÖzerHisar ayranları soğuk içilir.

    Tatil modundayım, herşey güllük gülistanlık. Yaz hiç bitmesin, yazın bitmediği gibi izin günleri de bitmesin. İstemenin sonu yok. İsteyenin bir yüzü kara vermeyen zenci:=)

   Akçay'ın en kalabalık zamanı, 3 sene önce, sakin sessiz, emekli cenneti denilen yerdi, şimdi İstanbul'un herhangi bir semtinden farkı yok.Hele 30 yıl öncesi ile şimdiki halini karşılaştırsam dudağınız uçuklar. Artık yavaş yavaş buradan demir alma zamanı geldi. Sessiz, sakin bir dağ başı bulsam 3-4 seneye orası da dolar eminim. Bu bayram Gökçeada'daki evine giden arkadaşım, 4 saat vapur beklemiş. Gidilen yer sonuçta bir ada, ne kadar doldurabilirsiniz ki diyorum ama doluyormuş.
  Her neyse fazla takmıyorum artık. Akçay'ın içinde durmaktansa çevre köyleri dolaşıyorum. Gerçi buradaki köyler de işgal altında. Kızıl keçili köyümüz kendi halinde bir köy iken, İstanbul'dan gelip yerleşenler ile artık kendinde olmayan bir yer. Eski köy evleri ucuza alınıp yıkılmış yerine beton villalar doldurulmuş.
İnsanlar şehirden kaçıyor ancak gittikleri yeri de, kaçtıkları yer gibi yapıyorlar.

    
Kızıl keçili köyünün meydanında bir çay bahçesi var. Burada hem yemek  yiyebilir hem de çay kahve içip dinlenebilirsiniz. Genellikle esintili  ve ağaç altı olduğu için gayet serin. Gözleme, mantı, köfte veya sucuk ekmek yiyecek seçenekleri arasında. Tahinli gözlemeyi yemek sonrasına bırakıp tatlı niyetine yiyebilirsiniz. Yanına ÖzerHisar Ayranını içmeyi unutmayın. Bu ayranın tadı diğerlerinden farklı.Bu bahçenin dışında Akçay içinde rastlamadım. Dağıtım ağları kısıtlı gibi. Tabii testi ile soğuk su ayrı bir güzellik.




Bir de buralara kadar gelenler Sönmez yoğurdunun tadına bakmadan gitmesinler. Piyasada yoğurt diye satılanlardan ne kadar farklı olduğunu göreceksiniz. Körfezdeki yerleri,yavaş yavaş yazacağım. Kimbilir belki yolunuz düşer.










17 Ağustos 2013 Cumartesi

UNUTMADIK

Bir daha olmayacak diye bir şey yok ancak böyle ağır bir bilançoyla olmamasını dilerim.



23 Temmuz 2013 Salı

YAĞMUR BAŞLANGICI


 
 Bir yandan kulaklıkla müzik dinlerken, nereden savrulduysam,
Oktay Rifat'ın aşağıdaki şiirine denk geldim.
Şiiri okurken Hüsnü Arkan ve Feyza Erenmemiş'in muhteşem yorumu ile 
Yağmurlar şarkısı başladı.
Geceyi bu muhteşem seslerle ve güzel şiirle kapamak gerekir. 
Uykuya dalarken beynimde harman olacaklar. 
 
 Hüsnü Arkan-Yağmurlar
 
Ubuntuda youtube sorunu yaşayanlar
Buradan buyrun  
 
 
 
 
 YAĞMUR BAŞLANGICI
 
Siz bir başlangıç bile değilken
yokken denemez çünkü vardınız
geyikler inerdi gözlerinize
ağaçlarınız fındık ve sincap
bu yüzden omuzlarınız
memeleriniz bir kitap gibi okunaklı
oluklara düşen sessiz damlalardı

bin kez yondum sizi bin kez doğurdum
bir keten buruşukluğu her seferinde
yağacak diye düşünürdüm havalara bakarak
bir serinlik bir kıpırtı otta ve ağaçta
akşamın kanından gecemize yaklaşan
bir gemi gibi önce küçük sonra yakın
iri damlaları o seyrek yağmurun
tüterdi ot çakıl kum

siz bir başlangıç bile değilken
sizi yazdım kotardım
bir başucu kitabı olmanızı istedim
tek tek iri o yabanıl kelimeler
onlar işte renkli zarlarının içinde
olukların çinkosunda yuvarlanan

siz daha bir başlangıç bile değilken
yağmur başlamıştı
ama ne ben ne bahçe ne yaz
hiçbirimiz.
 
 
Oktay Rifat 

21 Mayıs 2013 Salı

3. Balkan Bus Buluşması

Wolksvagen sevenler yılın belirli dönemlerinde buluşmalar düzenler. Türkiye'de yüzlerce oluşum var. Çeşitli isimlerde dernekler kuranlar , internet çatısı altında toplananlar, hiç bir yere bağlanmayanlar. Ne kadar ayrı gözükseler de hepsi tek bir noktada buluşur. Vosvos'lar ve Bus'lar.

   Bu sevdaya gönül verenler, her sene olduğu gibi bu sene de bir buluşma planlamışlar. Gelenekesel bus buluşmalarının dışında son 3 senedir , uluslararası statüye kavuşan bu buluşmalar da gerçekleşiyor.
       Bu güzelim toprakların bu şekilde kalmasına hükümetin gönlü razı olmuyor. Oraya HES, buraya altın için kazı, şuraya bina için orman kesimi ,yabancılara peşkeş, İğneada'ya santral derken, memleketin içine ediliyor. Bu buluşmanın önemli bir özelliği daha var. İğneada'ya yapılmak istenen santrale karşı bir ses oluşturulacak. Bu da oraya gitmek için en iyi nedenlerden biri.




   Bence bu buluşmaya katılın ve duyurun. Ben orada olacağım.

  İnternet site adresleri aşağıda. Gelişmeleri oradan takip edebilirsiniz.

balkanbusmeeting






    
  

17 Mayıs 2013 Cuma

19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramınız kutlu olsun. Son zamanlarda 19 Mayıs diyerek anlamsızlaştırılıyor ya, ben doğrusunu yazayım dedim. Sonra vay ben duymadım, vay ben görmedim, vay ben bilmedim demeyin.

 

Ben son kıtasını yazdım, biraz araştırmacı blogcu olun devamını arayıp, bulun okuyun. Eminim Turgut Uyar'a da rastlayacaksınız:=))

Ümit Yaşar Oğuzcan ne güzel yazmış;

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda;
Mavi gözleri ışıl ışıl, görüyorum.
Uykularıma giriyor her gece.
Ellerinden öpüyorum...
 



25 Mart 2013 Pazartesi

ZAHİRİN SIRRI-2

 Alışkın olmadığımız İstanbul trafiğini saymazsak, dün keyifli bir gündü. Bu trafikte insanlar nasıl yaşıyorlar şaşırmıyor değilim. Yürüyerek 15 dakikada gidilebilecek bir yolu taksi 45  dakikada gitmek kimseyi çıldırtmıyor.
     Dolmabahçe sanat galerisinden fotoğraflar var aşağıda. Daha fazla görmek isteyenler mecburen galeriye gidecekler.  İstanbul'un Anadolu yakasında yaşanlar daha şanslı. Bir vapur ile Beşiktaş iskelesine varılabiliyor. Galeri İskelenin hemen yanında. Avrupa yakasında oturup taksiyle gidecekler, yürüyerek gidin daha çabuk gidersiniz:=))

Av. Tülay Taslacıoğlu ve Levent Karaduman'ın şaheserleri